YÖNETMEN

Yiğit Sertdemir

Fen Lisesi mezunu olan Yiğit Sertdemir, 1995’te İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’ne girdi. Aynı yıl, Gümüşsuyu Tiyatro Topluluğu’nda tiyatro çalışmalarına başladı. 1996’da İTÜ Güzel Sanatlar Bölümü Tiyatro Topluluğu’na katılan sanatçı,1999’da bu topluluğun bazı üyeleriyle Altıdan Sonra Tiyatro’yu kurdu. Aynı yıl, Sadri Alışık Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa başladı.

2002’de İstanbul Şehir Tiyatroları’na geçti ve İTÜ’den ayrılarak Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü’ne burslu olarak kabul edildi. 2006 yılında Açık Radyo’da Altıdan Sonra Tiyatro tarafından hazırlanan radyo tiyatrosu yayınlarında yönetmen ve oyuncu olarak yer aldı. Halen İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oyuncu ve yönetmen, Altıdan Sonra Tiyatro’da ise oyuncu, yazar ve yönetmen olarak çalışmalarını sürdüren Yiğit Sertdemir, aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda sahne dersi vermektedir. Eylül 2017’de kurulan TOMİ Eğitim Merkezi’nin kurucularından ve eğitim sorumlularından biridir. Yazdığı, yönettiği ve oynadığı oyunlar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda ve Kumbaracı50’de sahnelenmeye devam etmektedir. Yazdığı, yönettiği, tasarladığı ve oynadığı oyunlarla pek çok ödül almıştır.

YAZAR

Burçak Çöllü

Antalya’da doğdu. Yedi yaşında Antalya Belediye Tiyatrosu’nda tiyatroyla tanıştı. Ertesi yıl keman eğitimine başladı. Lisede İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’na viyola öğrencisi olarak girdi; aynı okulun Kompozisyon Bölümü’nde lisansını tamamladı. Yüksek Lisans eğitimini Kadir Has Üniversitesi’nde reji üzerine yaptı. Eğitimi boyunca oyun yazmaya ve oyunlar için müzik üretmeye devam etti. 2010 yılında Lydia’yı yazdı; müziklerini yaptı ve Tiyatro Açıkça çatısı altında sahneledi. 2012 yılında, ilk yazdığı ve müziklerini yaptığı oyunlardan Ay Ecesi, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Övül ve Mustafa Avkıran tarafından sahnelendi. 2018 yılında Nihayet Makamı’nı yazdı, Altıdan Sonra Tiyatro çatısı altında sahneledi ve müziklerini yaptı.

Farklı yıllarda farklı oyun müzikleriyle Afife, Direklerarası, Yeni Tiyatro Dergisi, İsmet Küntay, Üstün Akmen ve Ekin Yazın Dostları ödüllerinin sahibi oldu. 

2010 yılında girdiği İstanbul Şehir Tiyatroları’nda 2016 yılına kadar orkestra üyesi, besteci ve müzik direktörü olarak görev aldı. 2016’dan bu yana kurum tiyatrolarında ve özel tiyatrolarda çalışmaya devam etmekte, müzik ve oyun yazmakta, oyunculara ve oyuncu adaylarına müzik eğitimi vermektedir.

DRAMATURG

Tülin Sağlam

OYUNA DAİR

İnsan olmak anlatacak hikâyesi olmaktır, hikâye anlatmayan toplum yoktur, iyi hikâye unutulmaz denir. Hikâyenin iyisi, yaşanan gerçeklerden yola çıksa da görünenin dışında, başka bir dünyanın varlığını duyumsatır. İlham aldığı gerçeklik evrenini aşar hikâye, hayal gücünün sınırlarında dolaşırken yaşadığımız dünyadan daha iyisini hayal etme olanağına işaret eder.

Hikâyeler anlatılmalıdır ki deneyimler paylaşılsın, insanlığın ortak deneyim havuzuna atılsın ve onlarla hesaplaşılabilsin. Walter Benjamin de hikâye anlatıcılığının sonuna gelindiğini, çünkü hakikatin, bilgeliğin destansı yanının tükendiğini belirtirken, aslında bu kadim sanatın yaşamsal önemine gönderme yapar; hakikatle olan bağımızı kurmada hikâye anlatmanın ve anlatıcısının önemini hatırlatır hepimize. Benjamin aynı zamanda çevremizde bir hikâyeyi/masalı doğru dürüst anlatabilen insanların sayısının da giderek azalmakta olduğuna dikkat çeker. Hikâye, anlatıcısının dilinde, maharetinde ve dinleyicisiyle ortak dünyasında yoğrulmadıkça hakikatle bağımız zayıflamaktadır böylece. Oysa hikâyelerin rengi, kokusu, tadı anlatıldıkça, dilden dile aktarıldıkça zenginleşir ve her çağın derdine eşlik edecek derinliklere ulaşır. 

Hikâyenin dilden dile aktarılarak demlenmesi sanatsal türlerin dilleri içindeki yolculuğunun niteliği ile de bağlantılıdır. Her tür, kendi derinliği ile sarmalar hikâyeyi ve kendi olanaklarıyla görünmeyeni görünür, duyumsanır, anlaşılır kılacak yollarda dolaşır. Hikâye anlatma ustası Hayali’miz de kendi deneyimlerini paylaşmaya karar verdiği bir hakikat evrenine çağırıyor bizi bu oyunda. Söz konusu evrende bizi, kendi hikâyesine kendi sanatının araçlarıyla ortak etmektir niyeti.

“Size bildiğim en eski hikâyeyi anlatacağım, çocukluğumun hikâyesini. Dünya zalim olduğunda imdada hikâyeler yetişir.Bana da o yüzden çocukluğumda çok hikâyeler emanet ettiler. Ben de bu hikâyeleri geç olmadan size emanet etmek isterim efendim. Her ne kadar sürç-ü lisan edersek affola.” diyerek perdesini kurmaya başlıyor. Kukla, karagöz ve gölge ustası olan Hayali, kendi perdesinden yansıtacaktır hikâyesini. Ama hikâyesine dar gelir o perdeler ve dışına taşar tasvirleri. Hikâye kendi dilini dayatır. Hikâyesi, yerinden yurdundan edilme, savaş ya da benzeri koşulların zorlamasıyla evini, barkını ardında bırakıp gitme mecburiyeti gibi, insanoğlunun en derin ve izleri silinmeyen acılarından birine odaklanır. Şu ya da bu nedenle sanki bir çözümmüş gibi sunulan ama çoğunlukla daha da fazla acıya neden olan göç hikâyelerini anlatmanın sonu gelmiyor çünkü. Bu hikâye ne yazık ki hiç eskimiyor; oldukça acılı ve derin ayak izleriyle etrafımızı kuşatmaya devam ediyor. 1923 Türk-Yunan Mübadelesi de yakın tarihimizin hüzünlü bir parçası olarak belleklerimizde yer alıyor.Daha çok son 25-30 yılda yapılan çalışmalarla gün yüzüne çıkan hikâyelere bir tane de bizim Hayali’miz ekliyor; hem de hatırladığı ve istediği biçimde anlatarak.

“Hikâyelerin güzelliği nedir biliyor musunuz? Hikâyeci nasıl isterse öyle biterler.” diyerek de eteği sökülen bir yaşama, acıyı bal eyleyerek direnen mübadillere – hem Türk hem Rum – selam ediyor. İki halkın çektikleri ortak acının ortak dili olarak hayal perdesinde beliren figürler Hayali’nin dili olan ellerinin kıvraklığıyla çoğalıyor, büyüyor, zaman zaman perde dışına çıkıyor-geliyor. Her dışarı çıkış ve geri dönüş, hikâyenin bir başka katmanını açığa çıkarıyor. Bir başka boyutunu görünür kılıyor. Bir başka derinlik ekliyor var olan hikâyeye. Umarız iki kardeş toplumun ortak gelenek ve görenekleriyle, lezzetli müziğiyle, dansıyla Hayalimizin peşinde bu derinliklerde dolaşmanın tadı damağınızda kalır.

İyi seyirler.

Tülin Sağlam, Dramaturg

Nilufer Belediyesi Kent Tiyatrosu ©